nav-left cat-right
cat-right

Birleşmiş Milletler çalışanı Ben ile röportaj

 

Bahar_Ben

 

Hepinize merhaba,

Birleşmiş Milletler kurumunda insan hakları avukatı olarak görev yapan Ben ile, mesleğinin zorlukları, hangi becerileri gerektirdiği ve olumlu tarafları üzerine konuştuk.  Umarım hukuk öğrencileri ve konuyu merak eden bütün okurlarımız zevkle okur.

 

Bahar: Merhaba Ben, bize kısaca ne işle meşgul olduğunuzu söyler misiniz?

Ben: Birleşmiş Milletler için görevim İnsan Hakları Memurluğu ve işteki unvanım İnsan Hakları Uzmanı. Eğitimim ve akademik geçmişimse Hukuk üzerine.

 

Bahar: Nerede hukuk okudunuz, İngiltere’de mi?

Ben: Evet, ilk mezuniyetimi Liverpool’da aldım. Hukuk alanından mezun olunca avukat olarak görevlendiriliyorsunuz.

 

Bahar: Mezun olduktan ve akademik çalışmalarınızı tamamladıktan sonra, kaç yıldır profesyonel olarak çalışmaktasınız?  Ayrıca, bir İnsan Hakları Avukatı olarak çalışmaya başlamanız yaklaşık ne kadar bir sürede gerçekleşti?

Ben: Bu uzun bir hikaye, dolayısıyla kısa yoldan anlatmaya çalışayım. Çok da dosdoğru bir yoldan olmadı, zira bir süre yabancı dil öğrenmek için zamana ihtiyacım vardı. Daha sonra, İtalya ve İspanya’da İngilizce eğitmeni olarak görev aldım. Sonra tekrar ülkeme geri döndüm ve özel sektörde üç, dört yıl kadar görev aldım. Bu şekilde yüksek lisans eğitimim için gereken parayı biriktirdim ve daha da önemlisi bu sürede gerçekten ne yapmak istediğime de karar verdim. 2004 yılında yüksek lisans eğitimimi tamamladım ve iki, üç yıllığına bazı gönüllü hizmetler dahil olmak üzere kısmen çalışmaya başladım, bundan sonra ise profesyonel olarak işe alındım.

 

Bahar: Birleşmiş Milletler için çalışma hayatınız nasıl başladı?

Ben: İlk görevim, Roma’da büyük bir yiyecek ve tarım organizasyon şirketi içindi. Bu sırada aldığım resmi ve staj görevlerinde kendime bir özgeçmiş oluşturmaya ve hukuk alanındaki gelişmeler konusunda tecrübe kazanmaya çalıştım. Bir yıl kadar bu görevleri sürdürdüm ve 2003’te tamamladım.

 

Bahar: Birleşmiş Milletler için çalışan bir İnsan Hakları Avukatı olarak, bu görevi sürdürmek için belli bir karaktere sahip olmak gerektiğini düşünüyorum. Bu sizin için nasıl gelişti, bize kendi deneyiminizi aktarabilir misiniz?

Ben: Birleşmiş Milletler sistemi içinde böyle bir görevi başarı ile gerçekleştirmek ve bir etki sağlamak gerçekten bir ayrıcalık ve onurdur. Bundan dolayı çok memnunum, zira Birleşmiş Milletler, dünyadaki devletlerin büyük çoğunluğunun temsil organıdır, dolayısıyla işimizi doğru yaptığımızda büyük bir yetki ile çalışabiliriz. Büyük oranda etkili ve insan hakları konusunda yetkili olup belirli bir ülke merkezli bir çıkar grubu değiliz. Süreçlerin üzerinden gitmek oldukça yıldırıcı olabilir ancak süreçler doğru uygulandığında, Birleşmiş Milletler adına konuşuyor olmamız konuya ilave bir açıklık getirebilmekte ve bu işi yapmak için daha fazla meşruluk verebilmektedir. Birleşmiş Milletler sistemi içinde işi yapmak ve belli bir fikir birliğine ulaşmak daha zordur. Ancak bunu doğru bir şekilde yapmayı başarabilirseniz, daha sert bir çekiçle vurduğunuz söylenebilir zira ilave bir meşruluk ile işi savunmaktasınızdır.

 

 

Bahar: Böylesi kritik bir durumda olmak ve bütün sürecin bir parçası olmak oldukça zor olsa gerek, bu durumda insanların, bu işi yapmak için sahip olması gereken yeteneklerin başında, kendinin ve dünyadaki görüş ve fikirlerin son derece farkında olmak gelir diyebilir miyiz?

Ben: Kesinlikle, yasal herhangi bir iş için, iyi bir bilgi birikimine ve bir dizi oldukça soyut normlara dair geniş bir anlayışa sahip olmak gerekir. Bir avukatın işi, karşısına her ne çıkarsa çıksın gerçekle evli olmak gibidir. Örneğin bir boşanma avukatı, bir ceza veya şirket avukatı olabilirsiniz, diyelim ki bir şirket avukatısınız ve ticari müşterinizle veya bir banka ile ilgilenmektesiniz, kendi hukuk çerçeveniz içinde çalışmalı ve bunu her duruma referans olarak uygulamalısınız. İnsan hakları avukatlığı yaparken de durum benzerdir sadece farkı bu sefer içeriğin, genellikle bir ülkenin belli bir kargaşa içine girmesi ve bu bağlamda referansınızın ve çerçevenizin uluslararası insan hakları ve uluslararası insanî hukuk olmasıdır. Her zaman bu referans çerçevesi içinde kalınması gerekir, çünkü size yasal olarak konuşma yetkisi veren de aslında budur, mevzu herhangi bir ülkedeki o konu hakkında sizin veya benim ne düşündüğümüz değil, uluslararası hukukun bu konuda söyledikleridir ve hep bu çerçevede kalınmalıdır.

 

Bahar: Bu soruyu size sormamın sebebi, çeşitli üniversitelerde hukuk okuyan öğrencilerin bana yurt dışında staj ve iş imkânları hakkında sorular sormalarıydı. Bazılarıysa bir gün böyle bir organizasyonda görev almak istiyorlar. Bazen, akademik kariyerleri esnasında insanlar, bazı kişiler için adil olmayan belli durumları incelerken kendi duyguları içinde boğulabiliyorlar ve duygularını bir kenara koyup gerçeklere kesinlikle odaklanamıyorlar.  Sizin kariyeriniz ve gözlemleriniz esnasında bunu dengede tutmayı başarabildiğiniz bir yol var mıydı, ya da belki de bir hukuk öğrencisi için bu doğal bir yoldur denilebilir mi sizce?

Ben: Ben bir hukuk öğrencisiyken benim için çok doğal olarak gelişti diyemem. Dürüst olmam gerekirse, eğitimi başlarda çok da ciddiye almamıştım çünkü henüz ne yapmak istediğime ve eğitimimi nasıl kullanmak istediğime dair net bir fikrim yoktu. Hukuk okumaktaydım çünkü bu kulağa hoş geliyordu ve ben bu şans sahiptim. Hukuk okumak son derece prestijli ve avantajlı görünüyordu, ancak yeterince planım ve eğitimimi nasıl kullanacağıma dair net bir vizyonum yoktu. Bu sebeple, eğitimimi bir tür model olarak kullanmak istedim ve böylelikle sınavlarımı geçtim ama benim için olağanüstü bir durum yoktu.

Eğitimimi tamamladıktan sonra düşüncelerimi netleştirdim. Diğer sektörlerde bilhassa özel sektörde ve başka ülkelerde çalışırken edindiğim tecrübelerle farklı diller konuşmaya başladım ve Roma’daki Birleşmiş Milletler tecrübesiyle gerçekten ne yapmak istediğim kafamda iyice netleşti. Bu sebeple, ülkeme geri döndüm ve mastır eğitimime başladım, bu ise benim için tamamıyla farklı bir tecrübeydi. Bir klişe gibi kulağa gelebilir ancak; ne kadar emek verirseniz o kadar yemek yiyebilirsiniz, benim mastır eğitimimde tam da olan buydu, % 100 emek vererek çalıştım, bu eğitimin beni nereye taşıyacağını net olarak biliyordum ve sevdiğim bir konuyu çalışmaktaydım. Bu sebeple, aldığım eğitime dair bir taahhüt vermekte hiç zorlanmadım, son derece fazla çalıştım, sonuçta da büyük bir bilgi ve başarı elde ettim. Bu seferki eğitim tecrübem lisans tecrübemin tam tersiydi ve sanıyorum bu beni oldukça geliştirdi.

 

Bahar: Bu kurumda çalışmanın pratik tarafına bakacak olursak, Birleşmiş Milletler için çalışırken sanıyorum pek çok kez seyahat etmeniz gerekti. Bunu her hangi bir konuda görev alırken de yapmanız gerekiyor muydu, yoksa size bunu sağlayan sadece belli bir sorumluluğa atanmış özel bir yetki miydi?

Ben: İnsan Hakları görevlisi olarak merkezi işlerde görev alırsınız. Çoğu merkezi işler Cenova’da yer alır, bu işler çoğunlukla dünyadaki çatışmalar ve çatışma sonrası bilim konuları hakkındadır ve bu alanda çalışmak ciddi tecrübe gerektirir. İnsan hakları konusunda efektif olarak görev alanların sadece Cenova’da çalıştıklarını sanmıyorum. Bu alanda pek çok yerde çalışmak gereklidir ve şahsi görüşüm, problemlerin farklılaştığı çeşitli yerlerde görev almanın daha iyi oluşudur. Eğer bu alanda ilerlemek istiyorsanız ancak farklı ülkelerde ve çeşitli problemler içinde görev almak istemiyorsanız, bu gerçekte tam da sizin istediğiniz ve size uygun olan iş olmayabilir.

 

Bahar: Biraz da bir yetenek olarak liderlikten bahsetmekten istiyorum. Liderlik özelliklerinin iş hayatına taşınması ve uygulanması gerektiğini düşünüyorum. İş konularında çeşitli incelemelerim ve değerlendirmelerim sonucunda, yaptığımız işlere ve davranışlarımıza liderlik açısından yaklaşmanın önemine inanmaktayım. Örneğin, hem dış dünya ile ilgilenirken, hem de kişisel duygu ve şikâyetlerimizin farkına varabilmemiz çok önemli bir liderlik yeteneğidir. Liderlik yeteneği için diğer temel değerler, kritik düşünme ve dinleme özellikleri olarak sayılabilir. İşiniz için bu yeteneklerin gerekli olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben: Evet bence de bu özellikler çok önemli. Liderlik size bağlı olarak, organizasyonda ne kadar ilerlerseniz o kadar fazla sahip olmanız gereken bir sorumluluk yetisidir. Ancak ben bahsettiğiniz diğer iki özelliği vurgulamak isterim, dinlemek ve kendinin farkında olmak. Kendinin farkında olmak örneğin, son derece hassas durumlarda çalıştığımız göz önüne alınırsa anahtar bir özelliktir ve insan onurunu geliştirmeye yarayan bir gerekliliktir. Çok zor koşullarda bulunan veya felaketler içindeki insanlarla çalışırken birçok konuda farkındalığınızın olması gerekir. Çoğunlukla bu tarz işleri yapanlar iyi niyetlidir ancak bu yeterli değildir. Kişisel farkındalık konusunu açıklamak pek de kolay değil, örneğin büyük bir şefkat duygusu da barındırmalısınız, her durumda farkında olmanız gereken pek çok şey vardır ve varlığınızın pek çok şeyi etkileyeceğinin ve değiştirebileceğinin de farkında olmalısınız. Yani bu sadece özgün bir şekilde giyinmek ya da konuşmak kadar basit özellikler de değildir. Konu hakkında ne kadar çok bilgi edinirseniz ve etrafınızda olan olayların, insanların hislerinin ve sizin bunlardaki etkinizin farkındaysanız o kadar kilit özelliklere sahipsiniz demektir.

İnanıyorum ki, insanlara karşı ne kadar büyük bir empati geliştirebilirseniz o kadar fazla duygusal zekaya sahip olursunuz ve etrafınızdaki insanlardan önemli sinyalleri almakta o kadar başarılı olursunuz, dolayısıyla da yaptığınız işte daha başarılı olursunuz ve bu dinlemeyle direkt bağlantılıdır. Çünkü yaptığımız işin büyük bir kısmı izleme ve raporlama temeline dayalıdır. İnsanlarla konuşursunuz ve notlar alırsınız, tanıklık edersiniz, dolayısıyla çok büyük bir ölçüde ve dikkatle dinlemelisinizdir. Bu sadece insan hakları konusunda değil, Birleşmiş Milletlere dair her türlü görevde geçerlidir.  Bir çatışma veya çatışma sonrası yeniden oluşum tarzı durumlarda olduğu gibi…Demek istediğim herhangi bir ülkeye gidip insanları dinleyebilmek kişisel olarak değil kurum olarak sahip olunması gereken önemli bir niteliktir ve iyi dinlemek bir organizasyonun ilk yapması gereken anahtar özelliktir.

Bahar: Bir sonraki sorum karşılaştığınız zorluklarla ilgili, bildiğiniz gibi, ne iş yaparsak yapalım bazı zorluklarla karşılaşırız, sizin iş hayatında günlük olarak karşılaşabileceğiniz sorunlar nelerdir?

Ben: Bu üzerinde çalıştığınız konuya bağlıdır. Örneğin, lojistik zorluklar başta gelir, güvenlik zorluklarından da bahsedilebilir, etkin olma yetisindeki en büyük sınırlamalardan biri iş güvenliğidir. Mesela eğer hareketleriniz kısıtlanmışsa ve sadece araçlarla seyahat edebiliyorsanız bu durumda nasıl olup da dışarıda dolaşabilir ve insanlarla iletişim kurabilirsiniz…

Bahar: Böyle durumlarda yapılacak işlerinize nasıl konsantre oluyorsunuz?

Ben: Diyelim ki bir arabadasınız ve seyahat ediyorsunuz, bu sınırlamaları nasıl kırabilirsiniz? Bazen çok yaratıcı çözümler bulunabilir ancak bu sadece yaratıcı düşünme ve doğru ruh haliyle de çözümlenemeyebilir, etraftaki problemlerle alakası açısından ciddi sorunlar olabilir. Örneğin, zorlu siyasi bir sorun içindeyken durum oldukça karmaşıktır. Bazen gerilim siyasi sonuçlar üzerinde çalışan insanların arasında yükselir, sıradan insanlar için görevlendirilmiş olanlar, yani bir anlamda onların problemlerini açıklayanlar ve çözüleceğine dair güvence verenler arasında bazen belirgin bir gerginlik olabilir. Bunun bir anlamda iyi, bir anlamda da zorluk oluşturan bir sorun olduğuna inanıyorum. Herkesi belli bir konuda çalışmak üzere bir araya topluyorsunuz ve her şeyi dikkate almaya çalışıyorsunuz, zorluklarına değinmek gerekirse de, her gün bulunduğunuz yere ve ilgilendiğiniz konuya bağlı olarak bambaşka sorunlar karşınıza çıkabilir.

 

Bahar: Çok teşekkürler, son iki sorum. İlki bu göreve kendinizi nasıl hazırladığınızla alakalı. Sadece Birleşmiş Millet için çalışıyor olmakla alakalı değil, genel olarak bu işi yaparken ve hukuk okurken nelere dikkat edilebileceğine dair bize iletebileceğiniz belli bazı pratik ipuçlarınız var mı?

Ben: Benim için bu ne elde etmek istediğinizi net olarak bilmekle, çalıştığınız konuyla alakalı tutkulu olmakla ilgilidir. İlk defa hukuk okurken konuya yeterince adapte olamamış olmam, daha ziyade genel bir konu hakkında çalışmamla ve bu konu hakkında fazla bir heyecan duymamamla ilgiliydi. Ne zaman ki ilgi alanımı buldum, insan hakları konusunu kafamda netleştirdim, o zaman çalışmaya gönül verdim. Bence bunun başka bir yolu yok, eğer işinizi iyi yapmak istiyorsanız ve tutkuluysanız artık size zor gelmez hatta bir zevk olabilir.

 

Bahar: Son sorum da Birleşmiş Milletler için çalışmakla ilgili. Size sormak istediğim, Birleşmiş Milletler için çalışacak herhangi biri için, internet sayfalarında veya yazılı dokümanlarda bulamayacakları pratik bir yönteminiz, hedeflerinize ulaşmak için kendi tecrübelerinizle öğrendiğiniz kolay bir yol öneriniz var mı?

Ben: Birleşmiş Milletler karmaşık bir alandır. Bir işi yapmak için çok çeşitli yolları keşfedebilecekleri, farklı iş yapış yöntemlerini öğrenebilecekleri ve profesyonel iş hayatına yeni adım atmak isteyen genç öğrencilerin araştırabilecekleri çeşitli kaynaklar ve gönüllü programlar bulunmaktadır. Yine de kendi tecrübemle sabittir ki, görevlerinde başarılı olanlar, hukuk konularına en hâkim olanlar ya da sınavlarda yüksek başarı göstermiş olanlar değil, gönüllü olarak tutkuyla çalışanlar ve farklı ülkelerde, başka kültür ve dillerde tecrübe kazananlardır.

 

Bahar: Bu röportaj gerçekten de harikaydı, bizlerle zamanınızı ve tecrübelerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.

 

 

Cevap yaz